DÜNDEN BUGÜNE PSİKOLOJİ
Eskiden bir takım ruhsal hastalıklar yaşayan insanlar “büyü yapıldı, içine cin girdi” veya “cadı” olarak itham edilirdi. Örneğin halüsinasyonlar dinsel ritüellerin bir parçası olarak görülmekteydi veya tanrıyla konuşmak bilgeliğin işaretiydi. Tuhaf davranan kişinin şeytani güçlerin etkisinde olduğuna, vahşi hayvanların dürtüleri tarafından ele geçirildiğine dair bir inanç vardı. Hatta bu sebeple ele geçirilen kişiler bir çeşit arındırma ritüellerine eğer arındırılamıyorlarsa yakılarak öldürülmeye maruz kalmıştır. Bu kişiler toplumdan ve aile olgusundan uzaklaştırılmış çünkü uygun ahlaki değerlere sahip olmadıkları için sığınaklara hapsedilmiştir. Ne de olsa modern çağda birey olmanın gerekliliklerini bu kişiler yerine getiremiyordu…
Neyse ki 18. yüzyılda modern tıbbın gelişmesiyle bu belirtiler artık büyücülüğün veya cadılığın değil hastalığın belirtileri olarak görülmeye başlandı. Dinsel arınma ritüelleri yerini hastalığı iyileştirmeye, kişiyi değiştirmeye ve sağlığına kavuşturmaya bıraktı. Bu bireylerin sağlığına yönelik hemşireler, doktorlar ve psikologlar yetişti; kişileri izole etmek için olan sığınaklar, onları sağlığına kavuşturmak üzere hastanelere dönüştürüldü.
Türkiye’deki değişimi ise 1920lerden itibaren başlamıştır. İlk olarak hastalıkların belirtileri bitkisel ilaçlarla giderilmeye çalışılmış sonrasında bilimin gelişmesiyle birlikte İstanbul’a, Manisa’ya ve Elazığ’a akıl hastaneleri kurulmuştur.
Son zamanlarda ise sevindirici bir şekilde insanların profesyonel yardım almaları için hasta olmaları gerekmiyor. İnsanlar artık psikolojik iyilik halini korumak veya psikolojik rahatsızlıkların oluşumunu önlemek ve dolayısıyla yaşam kalitesini artırmak için de psikoterapiye geliyorlar.
Daha sağlıklı bir toplum olabilmek dileğiyle…
