Değişimi istemek güven ve inanç ister. Çünkü insan değişebilen, ortama uyum sağlayabilen bir varlık olmasına rağmen alışık olduğu şeyleri değiştirmek istemeyebilir. Çünkü insanın rutininin bozulması kaygı ve korku doğurur. Günlük hayatımızda düşünmeden/otomatik olarak yaptığımız ve binlerce eylem vardır. Bunlar öğrenilmiş eylemlerdir ve zaman içerisinde alıştıkça o eylemleri hiç sorgulamayız ta ki eylemler işlevini kaybedene, uyumsuzluğa yol açana kadar… Buna can sıkıntısı da dahildir. Aslında can sıkıntısı bir şeylerin değişmesine yönelik bir işaret olabilir. Gerek can sıkıntısı gerekse dışarıdan gelen bir zorunluluktan dolayı değişim ve yeni arayışlar içerisine gireriz. İçimizde hafif bir kıpırdanma, değişim isteği olsa da konfor alanımızı korumak için direnç gösterebiliriz, adeta değişimin önünü kesebiliriz. Çünkü değişim, dönen çarka bir nevi “çomak sokmak” tır. Stabil kalmak insanın işini kolaylaştırır ve fazla enerji harcamasını engeller.
Anne ve babamızdan gelen kromozomlarımız kişiliğimizin alt yapısını şekillendirir. Yetiştiğimiz ortam, aldığımız eğitim, bulunduğumuz çevre kişiliğimizi şekillendirir. Ama sırf bunlarla kalmayız. Bizler uyumlanabilen organizmalarız. Gelişimimizin ilerleyen dönemlerinde çevresel, sosyal, ekonomik, psikoloji ve politik vb. koşullardan etkilenmemiz mümkün değildir. Uyarıcıların şiddetine göre duygu, düşünce ve davranışlarımızda değişiklikler olur.
Sağlıklı bir değişim, gerçekten bireyin ihtiyacına yönelik olup olmadığına, istikrarlı olabilmesine ve yeniliklere açık olabilmesine bağlıdır. Konfor alanından dışarı çıkmak istemeyen insanlar yeni şeyler karşısında dağılıp gitme korkusuyla değişime kapalıdırlar. Değişimin ne kadar “kötü” olduğunu veya değişenlerin “samimiyetsiz” olduklarını söyleyen kişiler direnç gösterirler. Hatta değişen insanları geçmişte söyledikleri ve yaptıklarını sürekli gündeme getirirler ve onları yargılayabilirler. Halbuki herkes hata yapabilir. Ama bizler bu hatalardan ibaret değiliz, onlar sadece bizim parçalarımızdan biri. Rengimiz sadece beyaz veya sadece siyah değil.
İşte bu yüzden hazır olduğumuzda ve kendi hızımızda değişebileceğimize dair inancımız olmalı. John Kabat-Zin’ in dediği gibi “Eğer çok zorlarsan canın yanar, hiç zorlamazsan gelişemezsin.”

